MÜZEMİZE HOŞ GELDİNİZ
"Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kâdir'dir.
Ankebût Suresi 20. Ayet
"Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kâdir'dir.
Ankebût Suresi 20. Ayet
Osmanlı son dönem meşhur hattatlarından Kayışzâde Hâfız Osman Efendi , Kur’an’ın sayfa ölçüsünü yine Kur’an’dan alarak bir mushaf yazmış ve bununla Kur’an’ın gözlere hitap eden bir mucizesine kapı açmıştır.
“Alâk” kelimesi etimolojik yapısı itibariyle iki manaya gelmektedir. Bunlardan; birisi “durgun kan” veya “kan pıhtısı” şeklinde olup, biyolojik gerçeklerin henüz bilinmediği çağlarda, insanın nasıl yaratıldığı sorusuna cevap teşkil etmiştir. Halbuki yaratılışın sırrı “Alâk” kelimesinin diğer manasındadır. Ve yaratılışa ait ayetlerde bu kelimenin seçilmesindeki hikmet, çağımızda henüz yeni anlaşılmıştır.
Ve rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin."
Günümüzde biliyoruz ki, yüksek irtifalarda hava basıncı azalır, oksijen oranı düşer, bu da insanda: Göğüs darlığı, nefes alamama hissi, baş dönmesi gibi belirtilere yol açar. En'am Suresi 125. ayette ise "Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır ve sıkar." ayeti bize bu bilimsel durumu farklı bir bakış açısıyla göstermektedir.
18. Yüzyıla kadar genel olarak kabul gören görüşe göre dünya kendi ekseni ve güneşin çevresinde dönüp durmakta iken, güneş sabit olarak durmakta idi. Ancak William Herschel (1738–1822) adındaki Alman bilim adamı yaptığı gözleminde güneşin Samanyolu içinde bir yöne doğru (Herkül Takımyıldızı yönüne) yaklaşık 19 km/s hızla hareket ettiğini keşfetti. Bu olay 1400 sene önce Yasin Suresinde yalnızca tek bir Lam harfi ile anlatılıyordu.
Neml Suresi (Karınca Suresi) Süleyman Peygamber ile karıncalar arasında geçen ilginç bir diyoloğu konu almaktadır. Süleyman Aleyhisselam’ın sefere çıkan ordusu karıncalar tarafından farkedilir ve içerinden biri diğer karıncalara hitaben “yuvanıza girin, Sülemanın ordusu geliyor, sizi görmezler ve kırarlar” demekte, tek bir cümle ile 3 farklı mucizeyi açığa çıkarmaktadır.
Enbiya Suresinin 32. Ayetinde mealen “Biz gökyüzünü (atmosferi, uzaydan dünyaya gelen zararlı ışınlara ve gök taşlarına karşı) koruyucu bir tavan yaptık. O (inkârcılar ise) hâlâ bu ayet ve alâmetlerden yüz çeviriyorlar.” Buyrularak bizlere henüz 19. Yüzyılda keşfedilen bilimsel bir olayı haber vermektedir.
Yâsîn sûresi 80. ayette “O, sizin için yeşil ağaçtan ateş çıkarandır” buyurulur. Bu ifade, modern bilimde klorofil ve fotosentez bilgisiyle birlikte düşünüldüğünde dikkat çekici bir anlam kazanır. Ayetin özellikle “yeşil ağaç” ifadesini kullanması, ateşin asıl kaynağının ağacın canlı ve yeşil olduğu dönemde gerçekleşen enerji birikimi olduğunu ima eder. Böylece Kur’ân’ın bu ayeti, bilimsel bir terim kullanmaksızın, ateşin temelinde yatan hakikate işaret eder.
Fussilet Suresi 11. ayette geçen “duhân” yani duman ifadesi, Kur’an’ın evrenin ilk yaratılış safhasına dair kullandığı dikkat çekici bir kavramdır. Ayette göğün henüz duman hâlindeyken ilahi iradeye muhatap kılındığı belirtilir. Modern bilimsel araştırmalar da evrenin ve dünyanın ilk dönemleriyle ilgili benzer bir tablo ortaya koymaktadır. Kozmolojiye göre evren başlangıçta son derece sıcak, yoğun ve gaz ya da plazma hâlindeydi...
Baltık Denizi içerisinde bulunan Gdansk Körfezinde, tuzlu deniz suyunun altında büyük bir tatlı su kütlesi katmanı bulunur. Bu iki su tabakası birbirine karışmadan varlığını korur. Rahman Suresi’nin 19 ve 20. ayetlerinde geçen “iki deniz arasındaki engel” ifadesiyle bu duruma dikkat çekilmekte; ayet numaralarına karşılık gelen koordinatların ise Baltık Denizi ve Gdansk Körfezindeki karışmayan suların olduğu bölgeye denk gelmesiyle dikkat çekici bir uyum ortaya çıkmaktadır.
Enbiyâ Suresi 30. ayette gökler ile yerin başlangıçta bitişik(tekil) bir hâlde olduğu, daha sonra birbirinden ayrıldığını ifade edilir. Zâriyât Suresi 47. ayet ise evrenin hâlâ genişlemekte olduğu ifade edilir. Bu iki ayet hem Big Bang teorisiyle hemde 20. yüzyılda Edwin Hubble’ın yaptığı keşiflerle doğrulanmıştır.