MÜZEMİZE HOŞ GELDİNİZ
"Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kâdir'dir.
Ankebût Suresi 20. Ayet
"Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kâdir'dir.
Ankebût Suresi 20. Ayet
Çift yarık deneyi ile ortaya çıkan gözlem-gerçeklik ilişkisi, Ayetel Kürsi’de anlatılan her şeyi bilen ve sürekli gözeten bir yaratıcı fikriyle güçlü bir uyum sergilemektedir.
Kuantum fiziği bize evrenin tamamını asla tam bir kesinlikle bilemeyeceğimizi (Heisenberg Belirsizlik İlkesi) söyler. Ayetel Kürside ise; "O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şeyi kavrayamazlar." ifadesi ile, kuantum dünyasının tespit ettiği o aşılmaz sınırı tam bir uyum içinde bize tarif etmektedir.
Güneş'in kendi ışığını üreten bir "lamba" (Sirâc) ve Ay'ın ise sadece bu ışığı "yansıtan" (Nûr/Münîr) bir yüzey olduğu bilgisi, herhangi bir detaya girilmeden yalnızca kelime seçiminden bizlere bildirilmektedir.
Rum Suresinde şimşeğin çakması ve doğal gübreleme süreci anlatılırken, şimşeğin korkutucu etkisi ile yağmurun kuru toprağa yeniden hayat vermesi, korku ve ümit arasındaki ince çizgiyi farklı bir perspektiften bizlere sunmaktadır.
"Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir."
Mâide 15-16
Mü'min Suresi 36. ayetinde Antik Mısır'da Firavun ve onun yardımcısı Hâman arasında geçen dikkat çekici bir sahneye şahit oluyoruz. Üzerinden binlerce yıl geçmesine rağmen Kur'an bu sahneye bizi adeta ışınlıyor ve 19. yüzyılda Mısır hiyerogliflerinin okunmaya başlanmasıyla bu olay teyit ediliyor.
Kur'an-ı Kerim'in metinsel yapısındaki matematiksel simetri ve kelime dengeleri, gerçekten de insanı hayrete düşüren, ancak metne çok uzaktan ve "bütüncül" bakıldığında fark edilebilen mucizevi bir işarettir.
"O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesi de O’nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Mü'minûn Suresi, 80)
Büyük Çöküş Teorisi ile Enbiya Suresi 104. ayet arasındaki benzerlik, yalnızca dünyamızın nihayetini değil sonrasındaki evrede de neler olacağını bizlere bildirmektedir.
Ayın 29.5 gün süren hareketleri sonrasında kurumuş bir hurma dalına benzer görüntüsü, evrendeki fizik kanunları ile Kur'anda ki beznetmelerin ne kadar derin bir uyum içinde olduğunu bizlere göstermektedir.
Kur'anda 'Gök yarıldığı zaman, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olur' şeklinde tasvir edilen kıyamet sahnesi, modern astrofizikteki yıldız ölümleri ve bulutsu oluşumlarıyla çarpıcı bir görsel ve kavramsal uyum taşır. Uzaydaki toz bulutları, muazzam kırmızı ve pembe tonlarını "Hidrojen-alfa ışıması"ndan alır.
İnsanların parmak izlerinin tamamen benzersiz olduğu ve kimlik tespiti için kullanılabileceği 19. yüzyılın sonlarında keşfedilmiştir. Kuran'da ise yeniden diriliş anlatılırken parmak uçlarına özel bir vurgu yapılmaktadır.
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için deliller vardır. " (Âl-i İmrân Suresi, 190)
Kur’an-ı Kerim’de dağlardan bahsedilirken kullanılan "kazıklar" (evted) ifadesi ile modern jeolojideki "İzostazi" (İzostatik Denge) prensibi "sarsıntıyı önleme" işlevi üzerinden çarpıcı bir uyum sergiler.
Kevser suresindeki matematiksel örüntü, Kur'anın günümüze kadar tek bir harfinin dahi değiştirilmediğini farklı bir açıdan gösteriyor.
Nûr Suresi 40. ayetteki tasvir, bugün modern okyanus biliminin ortaya koyduğu gerçeklerle şaşırtıcı ölçüde örtüşür. Ayette geçen her unsurun bilimsel bir karşılığı vardır.
"Onlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bakıp ibret almazlar mı? Sen hatırlat. Zira sen sâde bir hatırlatıcısın." (Gâşiye sûresi, 17-21)
Hadîd Suresi 25. ayette geçen “demiri indirdik” ifadesi dikkat çekici bir vurgu taşır. Modern astrofiziğe göre demir, Dünya’da doğal olarak oluşmuş bir element değildir ve daha sonra uzaydan gökyüzüne patlamalar sonucu gelmiştir. Kur'anda alışılageldik terim olan "yarattık" kelimesinin dışında demirden "indirdik" olarak bahsedilmesi bizlere farklı bir tefekkür alanı açmaktadır.
Osmanlı son dönem meşhur hattatlarından Kayışzâde Hâfız Osman Efendi , Kur’an’ın sayfa ölçüsünü yine Kur’an’dan alarak bir mushaf yazmış ve bununla Kur’an’ın gözlere hitap eden bir mucizesine kapı açmıştır.
Bilim, yaşamın ortaya çıkışı ve devamı için suyu vazgeçilmez kabul eder ve başka gezegenlerde yaşam arayışında ilk şart olarak sıvı suyu esas alır. “Biz her canlı şeyi sudan yarattık” ayeti, bütün canlıları kapsayan sade ifadesiyle, bilimsel detaylara girmeden canlılığın ortak ve evrensel temelini ortaya koyar.
"Ölü toprak onlar için bir delildir; biz onu diriltiriz ve ondan taneler çıkarırız.” (Yasin Suresi 33)
Enbiyâ Suresi 30. ayette gökler ile yerin başlangıçta bitişik(tekil) bir hâlde olduğu, daha sonra birbirinden ayrıldığını ifade edilir. Zâriyât Suresi 47. ayet ise evrenin hâlâ genişlemekte olduğu ifade edilir. Bu iki ayet hem Big Bang teorisiyle hemde 20. yüzyılda Edwin Hubble’ın yaptığı keşiflerle doğrulanmıştır.
“Alâk” kelimesi etimolojik yapısı itibariyle iki manaya gelmektedir. Bunlardan; birisi “durgun kan” veya “kan pıhtısı” şeklinde olup, biyolojik gerçeklerin henüz bilinmediği çağlarda, insanın nasıl yaratıldığı sorusuna cevap teşkil etmiştir. Halbuki yaratılışın sırrı “Alâk” kelimesinin diğer manasındadır. Ve yaratılışa ait ayetlerde bu kelimenin seçilmesindeki hikmet, çağımızda henüz yeni anlaşılmıştır.
Yâsîn sûresi 80. ayette “O, sizin için yeşil ağaçtan ateş çıkarandır” buyurulur. Bu ifade, modern bilimde klorofil ve fotosentez bilgisiyle birlikte düşünüldüğünde dikkat çekici bir anlam kazanır. Ayetin özellikle “yeşil ağaç” ifadesini kullanması, ateşin asıl kaynağının ağacın canlı ve yeşil olduğu dönemde gerçekleşen enerji birikimi olduğunu ima eder. Böylece Kur’ân’ın bu ayeti, bilimsel bir terim kullanmaksızın, ateşin temelinde yatan hakikate işaret eder.
“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik ve süsledik?” (Kaf Suresi 6)
Ve rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin."
Günümüzde biliyoruz ki, yüksek irtifalarda hava basıncı azalır, oksijen oranı düşer, bu da insanda: Göğüs darlığı, nefes alamama hissi, baş dönmesi gibi belirtilere yol açar. En'am Suresi 125. ayette ise "Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır ve sıkar." ayeti bize bu bilimsel durumu farklı bir bakış açısıyla göstermektedir.
18. Yüzyıla kadar genel olarak kabul gören görüşe göre dünya kendi ekseni ve güneşin çevresinde dönüp durmakta iken, güneş sabit olarak durmakta idi. Ancak William Herschel (1738–1822) adındaki Alman bilim adamı yaptığı gözleminde güneşin Samanyolu içinde bir yöne doğru (Herkül Takımyıldızı yönüne) yaklaşık 19 km/s hızla hareket ettiğini keşfetti. Bu olay 1400 sene önce Yasin Suresinde yalnızca tek bir Lam harfi ile anlatılıyordu.
“Yeryüzünde kesin inananlar için ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de. Görmüyor musunuz?” (Zariyat Suresi 20–21)
Neml Suresi (Karınca Suresi) Süleyman Peygamber ile karıncalar arasında geçen ilginç bir diyoloğu konu almaktadır. Süleyman Aleyhisselam’ın sefere çıkan ordusu karıncalar tarafından farkedilir ve içerinden biri diğer karıncalara hitaben “yuvanıza girin, Sülemanın ordusu geliyor, sizi görmezler ve kırarlar” demekte, tek bir cümle ile 3 farklı mucizeyi açığa çıkarmaktadır.
Enbiya Suresinin 32. Ayetinde mealen “Biz gökyüzünü (atmosferi, uzaydan dünyaya gelen zararlı ışınlara ve gök taşlarına karşı) koruyucu bir tavan yaptık. O (inkârcılar ise) hâlâ bu ayet ve alâmetlerden yüz çeviriyorlar.” Buyrularak bizlere henüz 19. Yüzyılda keşfedilen bilimsel bir olayı haber vermektedir.
Fussilet Suresi 11. ayette geçen “duhân” yani duman ifadesi, Kur’an’ın evrenin ilk yaratılış safhasına dair kullandığı dikkat çekici bir kavramdır. Ayette göğün henüz duman hâlindeyken ilahi iradeye muhatap kılındığı belirtilir. Modern bilimsel araştırmalar da evrenin ve dünyanın ilk dönemleriyle ilgili benzer bir tablo ortaya koymaktadır. Kozmolojiye göre evren başlangıçta son derece sıcak, yoğun ve gaz ya da plazma hâlindeydi...
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?” (Muhammed Suresi 24)
Baltık Denizi içerisinde bulunan Gdansk Körfezinde, tuzlu deniz suyunun altında büyük bir tatlı su kütlesi katmanı bulunur. Bu iki su tabakası birbirine karışmadan varlığını korur. Rahman Suresi’nin 19 ve 20. ayetlerinde geçen “iki deniz arasındaki engel” ifadesiyle bu duruma dikkat çekilmekte; ayet numaralarına karşılık gelen koordinatların ise Baltık Denizi ve Gdansk Körfezindeki karışmayan suların olduğu bölgeye denk gelmesiyle dikkat çekici bir uyum ortaya çıkmaktadır.
Müzemizde astronomi, tarih, dil bilimi, biyoloji, kuantum fiziği gibi farklı alanlarda 26 farklı mucizevi olay tek tek incelenerek, bir çok farklı kaynaktan araştırma yapılarak ve belirli bir yazım süzgecinden geçirerek en sade ve doğru şekilde aktarılmıştır. Halen bu süreç devam etmekte olup, web sitemiz belirli periyotlarla güncellenerek yeni mucizeler eklenmektedir.